‘’ Yapmamayı tercih ederim. ‘’
‘’ İstemiyor musun yani? ‘’
‘’ Tercih etmiyorum. ‘’
Bartleby, N. Melville
Tercihler noktasında hakikati aramak söz konusu olduğunda, bir sınır çizgisinin üstüne basmak, kendimizi yaşamda yeniden konumlandırmak… Nasıl başlamalı;
‘‘ a priori ‘‘ imajların, devrimciliğin bir kopyasıyla mı, uzunca bir ara verilen ilaç tedavisinin bildik kandırmacasıyla mı? Uykuda olduğumuzu biliyorsak ama uyanamıyorsak, bu bir tür koma olmalı. Zamanı sıkıştırmalı, yakalamalı… Peki, hayaletlerle dolu bir evi görücüye çıkartmış ‘’ emlakçılara ‘’ nasıl karşı çıkacağız?
Norman Melville’in Bartleby’sine kefilim. Bir de Tolstoy iyi gelir bana.
‘ Her yalnız adamın yanında olan ’ Genet bilerek ve tercih ederek/etmeyerek entelektüel olmayı reddeder, Fransa’nın retoriğine karışmaz, ‘’ kendi işine bakar ‘’. İçinde ve dışında olmanın arasında var olan/var olduğu kabul edilen açığı kapatır. Aynı kanada yüklendiğinizi bilen hasmınız aptal değilse sizi, boylu boyunca yere uzatıverir. Savaş sanatıyla, söz savaşı arasında hayret verici benzerliklerin nedeni işte budur. Genet’ninki retorikten uzaklaşma belagate yaklaşmadır, ötesi parrhesia olabilir. Üç aşamalı bir yöntem önerisinden bahsetmiyorum, üç ayrı tercih benimkisi. Retorik kolay çökertilebilir, parrhesia motorlu, karoseri başka bir retorikle. Bu aygıta bürünebilir, soytarınınkiler en amiyane olanı kuşkusuz. Ancak dosdoğru bir eleştiri iki mutlak gücü eşgüdümle kullanmak zorundadır; sağlam bir uslamlama ve vicdan. Bu nedenle belagat Osmanlı’da retorikten farklı okunur. Epistemoloji, Bilgi Kuramı bile tam karşılamazlar sözcüğü. Belagat kavramını oluşturan yapılardan biri şüphe götürmez biçimde güzel söz söylemedir ama nasıl bir bilginin sunumu olacağı daha önemli görünür. Belagati kullanan Doğulu antik ilim adamı klişesi, belagatte de dolaylı tanımını bulan akıl ve gönül adamı tipidir. Oysa Batıda retorik eleştirisinin gerekçesi onun ‘oyuk bir çekirdek ‘ oluşudur;
‘’ Sorun onun yetenekli bir yaratık olduğu ve tüm yeteneklerinin içinde en ileri geleninin, en ağır basanının konuşma yeteneği, sözleri olduğuydu-şaşırtıcı, aydınlatıcı, en yüceltilen, en iğrenilen, derdini anlatma yetisi: Aşılmaz bir karanlığın yüreğinden nabız gibi atarak akan bir ışık, ya da yalancı bir dökülme. ‘’
Joseph Conrad, Karanlığın Yüreği
Avangard Manifesto
Avangard sanat kuramının verili hakikate yüklenmesinin, böylece açığa çıkan yıkıcı enerjisinin bir sınır ihlali olduğu doğrudur. Öyle ki, sonsuza dek karşı-devrimci bir hat boyunca kaçar. En çok da iyi polis, kötü polis dümeninden sıvışır. Kurmaca diyalektik yapının kuklacısından da… ‘’ Derin Sanatın ‘’ işbirlikçiliği olur bu, bu da Avangard olmaz. Her ‘’ yeni ‘’ Avangard değilse peki ya nedir? …Olasılıklar sanatı, gerçeklerden gerçek seçme özgürlüğünün sonsuz kaçış çizgisi; ‘oturaklı olun ‘ söylemine karşı, atölyelerin çınlayan neşesi, Avangard yaramazlık önerisi. Mikro politiğin, makro politiğe usturuplu küfrü. ‘’ Tercih etmiyorum ‘’ la başlayan ‘’ yıkımın ‘’, üzerinde özenle çalışılmış panzehiri. Bartleby’nin kuşattığı avukatın utancını yakalamak, gönüllü… Alayla söylenen; ‘ sanat dünyayı değiştirir mi ‘ sorusuna, ‘’ bak değiştirdi ya, bizden çalınanlarla ‘’ diyebilmek, ‘’ sanatla yatıyor, sanatla kalkıyoruz ama sahici olanın teknikle derdi yok, içerikle var ‘’ diyebilmek. Ve hemen içeriği ele geçirebilmek.
Suskunluğu miskin sarhoşluğundan uyandırmak, tiranlaşacakken tahtından alaşağı etmek onu. Elbette parrhesia içerir Avangard, dosdoğrudur, kalemi uçaksavarlar gibi korkusuzca tarar gökyüzünü. İçinde ve dışında olmaya inanmaz, Nietzsche’nin deyişine katılır, aşağı yukarı şöyledir; ‘’ her şeyiyle gelsin üzerime yaşam ‘’. Yaşamak, var olmak bir haktır, kullanılır sonuna dek. Tam bir ilişki tanımı getirir; insan insana, üretim terbiyesiyle ve yaratıcılıkta, üretende arar dostlukları. Bedenin fiziki çalışmaya ihtiyacı vardır, eşyayla temaşasını böyle kurabilir, o zaman oluşla karşılaşabilir; bir olasılığın kestirilir/kestirilemez, açığa çıkan hakikati…
Uğuldayan sesler asılı kalırsa tavanda, demiştim ya uçaksavarlar vuracaktır her birini. Düşen enkazdan heykeller diker, hemen kült için öbeklenenler sopayla dağıtılır. Avangard sanatçı sanatıyla, doğayla arasına giren tüm uyaranları siler süpürür, onun tozlaşarak kopyalanan, yeniden üretilen kalbine başka hakikat olasılıklarını fısıldar.
‘’ Tercih etmiyorum ‘’ özdeyişi ( artık özdeyiştir ) insanı makineye bağlı yaşatan simülakrumu yıkıcı tepkime içinde titretir…
‘’ İyi birisi değilim, işte bu kadar basit. ‘’
Wittgenstein’in yeğeni.
Cemil Atik

foruma yazı göndermek için...
|