ENGLISH | Site Haritası | Anasayfa
 
 

 

 

 

 

 

 

 

Mektup

Konu üzerinde tekrar düşündüm ve "Beden ve hakikat" konusuna özel herhangi  bir yazı yazmamaya karar verdim. Çünkü bu  konuda Terry Eagleton'un "Postmodernizmin Yanılsamaları", "Estetiğin İdeolojisi" ve "Kuramdan Sonra" gibi yapıtlarında söylenenlerden  başkaca pek bir şey söyleyemeyeceğimi farkettim. Bu bağlamdaki görüşlerine hemen tümüyle katıldığım Eagleton'un kitapları ortada dururken konuyu birkaç sayfalık bir yazıya, üstelik tekrara düşerek tıkıştırmaya çalışmak bir yönüyle yersiz, diğer yönüyle beyhude bir çaba olacaktır. Böylelikle postmodernist söylemin egemenliğinde mücadelesini yıllarca ve ısrarla sürdürmüş bir kişilik olarak Eagleton'un tarihteki özel yerinin de altını çizmek istiyorum. Bence gelecekte o, Foucault'nun inanmadığı bir tarihe malolacaktır. Aynı kulvarda Jameson, Chomsky ve Zizek isimleri de göze çarpar; ama bu  isimler ya yeterince kararlı olmak ya da "kuramla kuramda hesaplaşmak" babında zannımca Eagleton'un gerisinde kalmışlardır.

İstanbul'a geldiğinde Alain Touraine Radikal'e verdiği demeçte şöyle demişti: "Postmodern anlamda çoğulculuğun yeni  bir radikal sol söylem olduğunu düşünenlere gülüyorum; bu neoliberal  bir politikadır". Evet, aynen budur - "öteki", "çoğulculuk",  "differend", "beden", "arzu", "iktidar", "hakikat", "temsil", "performans" vb üzerinden birileri yıllardır akademik çevrelerde, kitle iletişim araçlarında ve literatürde yeterince "entelektüel gargara"  yaptılar artık. Sınıf temelli muhalefetin yokluğunda ve bu muhalefetin  20.yy. başındaki anlamlı yenilgisinin sonrasında orta sınıf kendi konforu yerinde, romantik, estetik, ontolojik, teolojik, fenomenolojik, radikal, marjinal, neoliberal vb kuramını egemen kılmayı başardı. Ama "büyük insanlık"ın her sabah homurdanarak işe gitmeye devam ettiği, Irak'ın açık işgale uğradığı ve bizim gibi ülkelerin parasının bir gecede yarı yarıya değer kaybına uğratılabildiği vb vb günümüzde ekonomipolitiği değerlendirme dışı bırakan söylemleri herhangi bir şekilde politik saymak ve olumlamak mümkün değil. Böyle konuşmaktansa  Wittgenstein'ca bir etiği izleyerek "susmak" daha yeğdir. Koskoca felsefe geleneği ve bilgi problemi göz ardı edilerek son derecede  romantik bir "tin-beden karşıtlığı"na varıldı bugün; üstelik tin, Dr.Frankenstein'ın yaratığı gibi lanetli bir garabet olarak algılanırken beden "asıl özgürlük alanı" olarak kutsandı. Dilsiz, eylemsiz ve hakikatsiz bir şekilde, arzu duyan ama düzenlenmiş/nesneleşmiş
bedenlerimizle baş başa kaldık sonunda - ne güzel! Fakat bu bedenlerden geçmişin partileri ya da Birleşmiş Milletleri ya da Napolyon'un AB'si gibi temsil esaslı ve gerçek anlamda politik güce sahip bir aygıt çıkamıyor ne yazık ki. Anlaşılan o ki evrensel ölçekte rahatsız, yeni bir sınıf ortaya çıkmadıkça - ki bence yaşanan bunun sancılarıdır bugün  -  böyle bir aygıtın da ortaya çıkacağı yoktur. Birileri o gün gelinceye kadar varsın, sözde hakikat ve temsil krizlerini ve her türden soyut iktidar kavramlarını kuramsal olarak derinleştirdikçe derinleştirsinler; bu laflara gazetelere yansıyan güncel ekonomipolitiğin bizzat her gün verdiği yanıttan daha güçlü bir yanıt yok. Özetle, aynen Eagleton gibi, artık postmodernist kültür kuramından alacağımızı alalım ve onunla hesabımızı keselim, diyorum. Bu nakaratı  daha fazla sürdürmektense belki Foucault'nun da son demlerinde söylemiş  olduğu gibi, "Kant'a dönmek" daha yararlı olabilir.

Selamlar...
Özcan Türkmen


foruma yazı göndermek için...

 

 
Karşı Sanat Çalışmaları © 2003 - Her Hakkı Saklıdır.