ENGLISH | Site Haritası | Anasayfa
 
 

 

 

 

 

 

 

 

Sanat - Sanatçı - Sistem / 1


“Bugün hem bizim, hem dünyanın önünde duran sorun, gerçek anlamda siyasi-politik dilin tüm sanat tarihi üzerinden yeniden hesaplaşılarak tanımlanmasıdır.” diyerek yazısının son paragrafına başlamış olan Feyyaz Yaman’a tamamıyla katıldığım ancak ilk anda aklıma gelen Adorno’nun “hiçbir kötülük, kötülük olarak tarif edilmekle düzeltilememiştir.” Sözünü anarak başlamakta yarar görüyorum.

Kültür endüstrisi kuramında tüketiciler özne olmaktan çıkmış nesne durumuna dönüşmüşse kültürel üretimlerin direkt olarak mal’a dönüşmesi pek çok sanatçının içini burksa da gerçektir.

Ethem Özgüven’in yazısında bahsettiği “sanatın ambalajlanması, içinin boşaltılması ve büyük işe dönüştürülmesi operasyonunda iki ayrı kutup olarak duran kapitalle sanatçı arasındaki bağlantıyı küratörler sağlıyor” tanımlaması; (ekşi sözlükte küratörün karşılığı; sanat emlakçısı!) yazarların yayınevleriyle olan ilişkisinde, ressamların galericilerle olan ilişkilerinde de aynen kendisini göstermektedir. Pazar ekonomisine dayalı bu sistemde tüm ilişkiler birbirlerinin içine geçmiş gözükmektedirler. Bu bağlamda da sanatın hem alt yapı hem üst yapı ile ilişkili olduğu savını düşündüğümüzde başka problematikler karşımıza çıkmaktadır.

Sanat – Sanatçı – Sistem üçlemesini kendi alt başlıklarıyla pek çok yönüyle tartışabiliriz. (sanatın protesto etmesi, protestonun sanatsal oluşu, böyle bir gerekliliğin olup olmayacağı, sanatçının ürettiğiyle yaşamının örtüşüp örtüşmeyeceği, bunun gerekliliği, sanatın kendi içinde var olan değiştirme ve dönüştürme gücü, bugün sanat yapıtlarının bu güçten yoksun olmaları, sanatın statü sembolüne dönüşmesi vb…).

Pek çok şekilde çoğaltılabilecek bu sorular sonunda sistem içerisinde nasıl varolunabileceği sorusunda düğümlenecektir.

Bugün insanoğlunun yaşadığı dünya içerisindeki durumunu özetleyecek tek söz aslında “etik” olmalıdır. Çünkü tüm yaşananlar, olup bitenlerle nasıl bir ilişki kurduğumuza bağlıdır.

Bireyin özerkliğini açıkça öne süren ilk filozoflardan Sokrates vicdan kavramını öne sürmesiyle bireysel ile evrensel arasındaki ilişki yeni bir düzleme çıkmıştır. Onun yargılanması kültür tarihinde, bireysel vicdanla devletin, idealle gerçeğin arasındaki uçurumun belirmeye başladığı anı temsil eder. Onun için düşünmeksizin doğruyu istemek, hatta yapmak yeterli değildir. Bilinçli seçme ahlaki hayat tarzının bir önkoşuludur.

Fatoş Güneş


foruma yazı göndermek için...

 

 
Karşı Sanat Çalışmaları © 2003 - Her Hakkı Saklıdır.