Sergi ve albüm 76’dan bugüne 80 afiş ve yüzyıl başından 18 belge içeriyor. Albüme dahil edilen ve ağırlıkla yüzyıl başında ülkemizde yeşeren ilk “iştirakçi” hareketin yayımlarından oluşan belgeler, dönemin teknolojisi gereği, klişe tekniği ile çoğaltılmış 1 Mayıs bildirilerinden ya da sosyalist gazetelerin özel sayılarından oluşuyor. 1 Mayıs’ın “beynelmilel” özelliğini öne çıkartan, 85 yıl önceki örgütsel çeşitliliği ve dinamizmi yansıtan bu “neşriyat” çoğunlukla orak-çekiç, yıldız gibi sosyalist simgeler içeriyor. Bu simgelere bazen Marx'ın resimleri, bazen de kızıl bayraklı bir “amele” eşlik ediyor.
Sergi ve albümdeki afişlerin tamamı sendikalar tarafından kullanılmış ya da yayımlanmış. Elbette, sendikal mücadelenin içinden geçtiği dönemin toplumsal dinamikleri ve özellikleri, bütün doğallığıyla tasarıma ve içeriğe yansımış.
70’lerin afişleri ise mücadele ortamının dinamiği gereği bambaşka bir görsellik taşıyor. 70’ler, Türkiye işçi sınıfının yığınsal olarak mücadele sahnesine çıktığı, sokakları ve meydanları doldurduğu yıllar. 15-16 Haziran gibi görkemli sokak hareketlerinin dinamizmi, 76 ve 77 1 Mayıs’ı gibi kitlelerin meydanları doldurmasının yarattığı özgüven ve bunlara eşlik eden sakin, kendinden emin tutum bu afişlerin ortak özellikleri. Hemen hemen tamamında sadece “1 Mayıs” ibaresi, bir desen ve sendikanın imzası var. Çoğunlukla 1 Mayıs ibaresi ile birlikte ya da tek başlarına “Birlik, Mücadele, Dayanışma” ya da “Yaşasın 1 Mayıs”gibi temel şiarlar da göze çarpıyor. Bu dönemin afişleri bir söz söylemek ya da talep iletmek için değil, işçilerin bir sınıf olduğunu vurgulamak için yapılmış gibi. Bu yüzden çok yalın ve netler. Tersi görünümdeki birkaç örnek ise bir afişten çok, duvara asılabilen büyük boy bildiriler olarak tasarlanmış.
Bu afişlerin bir diğer ortak özelliği, çoğunun gerçek birer tasarım nesnesi olması. Her biri büyük bir özen ve titizlikle hazırlanmış birçok afiş deseni ve tasarım var. Pek çoğunun ismini bilemesek de bu dönemin afişlerinde görsel sanatçıların egemenliği açıkça görülüyor. Dönemin sol hareketi içindeki ressamlar ve karikatürcüler tarafından yapılmış desenlerin çoğu, sınıf mücadelesi içinde tekrar tekrar kullanılıyor.
Dönemin mücadelesi gibi üretimleri de “kitlesel”. Birçoğu sadece bir afiş resmi olmayan, aynı zamanda meydanlara asılan pankartların, taşınan dövizlerin ve dağıtılan bildirilerin üzerini süsleyen bu desenler, büyük bez pankartlara 10-20 kişilik sanatçı grupları tarafından çiziliyor. Öyle büyükler ki üreticileri eserlerini meydanlara asılmadan tam anlamıyla göremiyor ve oransal bozulmalar vb. şeylerden endişe ediyorlar. Mesleğini yapmaya ancak 90’larda başlamış ve böyle bir pratiği kısmen yaşayabilmiş bir tasarımcı olarak Orhan Taylan’ın yazısında keyifle anlattığı bu durumu kıskanmamak elde değil.
90’ların afişleri ise sürekli savunmada kalarak kendi gündemini oluşturamayan, hak kayıplarını engellemek ve demokratik alanı genişletmekten ibaret sayılabilecek bir mücadele pratiği içindeki işçi sınıfı hareketinin bir aynası sanki. Ancak mevzi çıkışlarla kendini hissettirebilen, dalgalı bir seyir izleyen, zaman zaman yükselse de genel olarak geri çekilen bir kitle mücadelesi pratiği, 90’lardan bugüne gelen 1 Mayıs afişlerinin tasarımlarına yansıyor.
Bu dönemin afişleri çoğunlukla birkaç konfederasyonun ya da daha geniş bir sivil toplum örgütleri ittifakının imzasını taşıyor. Geçmişten farklı olarak, mücadelenin yeni aktörü kamu emekçileri sendika ve konfederasyonlarının imzaları da 90’lardan günümüze kadarki afişlerde yerini almış.
2000 yılından itibaren “Küresel Direniş!” eksenli yeni bir şiarlar manzumesi sınıfın gündemine taşınmış. Dolayısıyla 1 Mayıs afişleri küresel kapitalizm karşıtı bir söylem içermeye başlamış.
90’ların ilk yıllarında afişler yeniden toparlanmanın tazeliğini ve geçmiş geleneklere yaslanmanın sadeliğini taşıyor. Ancak bu on yılın ikinci yarısından itibaren afiş tasarımlarına bir tür “tasarlanmamışlık” ve karışıklık hakim. Bilgisayar grafiğinin olanakları çoğunlukla estetik olmayan tasarımların üretiminde sonuna kadar kullanılmış. 70’lerin afişlerini taşıyan güçlü desenlerin yerini, büyük ve kontrolsüz puntolarla yazılan yazılar almış. Lekeler, fotoğraflar ve yazılar çoğunlukla bir denge oluşturmak yerine üst üste yığılmış. Birkaç istisnai örnek dışında tasarım ürünü bir afiş neredeyse yok gibi!
Özellikle alternatif muhalefet hareketlerinin afiş ve pankartlarında giderek göze çarpan estetik kaygıya rağmen, sendikalar artık afiş tasarlatmıyor, bilgisayar marifetiyle taleplerini bir afişe “yerleştiriyor”. Bu eğilime bakarak, tasarım ürünü 1 Mayıs afişleri açısından önümüzdeki birkaç yılı kaybetmiş görünüyoruz. Umarım 2010’lar genç tasarımcı ve çizerlerin mücadele içinde yer alarak, duvarları süslediği yıllar olur.
Rauf Kösemen /
Nisan 2006
|