|
|
|
 |
 |
yorumlar: Fulya Çetin - Nalan Yırtmaç
|
 |
David Hancock
Kaydadeğer özelliği toplumsal bağlarının aşama aşama çözülüşü olan bir kültürde, bir mahremiyet arzusuyla, güvenlik hissine kavuşabileceğimiz çevreler arıyoruz. Fulya Çetin’in portreleri bu güvenlik ihtiyacına odaklanıyor, idealize edilmiş bir sığınak bulmayı umduğumuz, ya bir sevdiğimizle, ya da çökmekteki doğal çevreden geri kalanla olan ilişkimize. Bir anlamda, temel arzularımıza yoğunlaşıyor Fulya’nın resimleri ve köklerini Romantizm geleneğinde bulan bir özlem hissi içeriyor. Doğada çekilinen inzivada coşuyor, veya cinsel arzuyla eğilip bükülüyor olsun, resimleri şehvetle yüklü, resmin nesnesinin izleyiciyle yüzleşme ihtiyacı bunun göstergesi. Fulya’nın işlerinin kendine mal etmeye yönelik güncel bir eğilimi yansıttığı ve kompozisyonlarının klasik sanat ve hatta sinemayı hatırlattığı da öne sürülebilir. Kurgularında belirgin bir sinemasal his var. Yarattığı ince anlatım sayesinde, şüphe anları tual içerisinde bir mesafe hissi yaratıyor. Resimleri bir atmosfer yaratma, tek bir karede bir umutsuzluk halini iletme gücüne sahip. Bir kadın, cinsel buluşmalarından geri çekilmiş, bakışları orta mesafede bir noktaya takılıp kalmış, sevgilisi onu boşuna rahatlatmaya çalışıyor. Fulya’nın resmini diğer figüratif ressamlardan, mesela Lucian Freud ve Philip Pearlstein'den ayıran bu anlatım, izleyiciyi resimdeki mahremiyetin içine çeken kontrollü bir dram yaratıyor. Bu anlamda işleri fotoğrafa daha yakın gibi, izleyiciye önündeki oyunun gelişimini takip eden röntgenci rolü biçilmiş oluyor böylece. İzleyici hikayenin çatısı hakkında sadece ipuçlarına sahip, yine de Fulya onun kişiliklerle duygusal bir bağ kurmasına, karşısındaki sahneyi kendi kişisel hikayeleriyle yorumlamasına izin veriyor. Fulya ortak bir karşılığı olan sanat eserleri yaratıyor, izleyicisini büyüleyen.
* David Hancock, sanatçı ve kuratör, çalışmalarını Manchester, Birleşik Krallık’ta sürdürüyor.
|
 |
 |
|
| |
| Erden Kosova
Doksanlı yılların başında İstanbul’da küçük ölçekli de olsa kentli bir kültürel fark üretmeyi başarabilmiş post-punk ortamının aktif üyelerinden biri de Nalan Yırtmaç olmuştu. İronik biçimde düşük teknolojiye dayanan müzikal etkinliklerinde psikodelik ikonografiye, kentin belleğinden ve altkültürel oluşumlardan borç alınmış yerel kitsch estetiğe sıklıkla başvuran bu çevreden pek çok insan, oluştural deneyimleri sonraki yıllarda farklı türdeki görsel üretim alanlarına tercüme etme yoluna gitmişlerdi. Güzel sanatlar akademisindeki öğreniminden dolayı daha baştan görsel boyut üzerine yoğunlaşmış olan Nalan Yırtmaç günce tutmaya yakın bir yöntemle çevresindeki bu altkültürel formasyonun gündelik deneyimlerini kayda geçirmekteydi. Şablon ve graffiti benzeri basit çizim tekniklerini arka sokaklardaki duvarlar üzerine uyguluyan sanatçı, kent merkezini hızla sterilleştirmeye ve nezihleştirmeye girişen yerel yönetim mantığına meydan okuyan direnişe katkıda bulunuyordu. Ağırlıklı olarak temsillere, alegorilere ve doğrudan siyasal göndermelere başvuran yerel güncel sanat ortamından farklı bir yörünge izleyen Yırtmaç gündelik yaşamın hafifliğini öne çıkarmayı tercih ediyordu. Siyasal baskı ve buna bağlı olarak yaygınlaşan şiddet olgusuna göndermeler içeren, son bir kaç yıla ait yapıtlarında da sanatçı yaşananların trajik boyutu yerine anaakım basına yansıyan görüntülerdeki grotesk nitelikleri öne çıkarmayı tercih ediyor. Aynı alkültürel çevreyi paylaşanların ürettiklerine benzer biçimde, Yırtmaç’ın işleri yerel çerçevedeki popüler kültürün farklı ikonografilerinden alınmış öğelere başvuruyor –tüketim alışkanlıklarının belirmeye ve görece olarak bir kültürel özgürleşmenin deneyimlenmeye başladığı ellili yıllardan yetmişlere uzanan dönem özellikle öne çıkıyor. Melodram sineması, düşük bütçeli avantür ve seks filmleri, Akdeniz Popu, gazino kültürüyle birlikte ortaya çıkan posterler, afişler, sosyetik yaşamı takip eden dergiler, fotoromanlar gibi geniş bir yelpazeye yayılan bu seçkiye genel olarak hakim olan oturmamışlığı, beceriksizliği ve gecikmişliği tiye alan bir parodiye rastlamak mümkün Yırtmaç’ın üretimlerinde. Ama retro bir üslup üzerine kurulu bu bakış aynı zamanda kullandığı malzemenin görece ilkelliğine ve masumiyetine yönelik bir sempatiyi de içinde taşıyor; bu masumiyeti açık bir biçimde, son yirmi yıl içinde turbo kapitalizm tarafından pompalanmış mekanik ve büyük bütçeli izlence sektörüne karşı konumlandırıyor.
|
| |
|
 |
|
|