ENGLISH | Site Haritası | Anasayfa
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ruhuma asla!


“Bedenime sahip olabilirsin ama ruhuma asla!”

Çoğu kez gülüp geçtiğimiz bu Türk filmi klişesi aslında ne kadar dikkate değer bir gerçeği dile getiriyor. Bu tümceyi hep bir kadın sesiyle hayal ederiz ama bunun yalnızca kadınlara özel bir söz olduğu sanılmasın. Eva Haule’nin projesinde de yalnızca kadınlar görüyoruz ama bu da ortaya konulan sorunsalın yalnızca kadınlara özgü olduğunu ya da Haule’nin cinsiyetçiliğini değil, cezaevlerindeki izolasyon anlayışını gösteriyor bana kalırsa.

Bu sözü güncelleştirelim: “Bedenimi hapsedebilirsin ama aklımı asla.”

Çıplaklığı yalnızca cinsellik ya da hastalık bağlamında ele almamızı dayatan yaygın ahlaki eğitim sürecini de sorgulamamızı gerektiriyor bu seri. Bir cezaevi ortamında çıplaklık ne anlama geliyor? Bu kadınlar bize “tüm çıplaklıklarıyla” bedenlerini neden gösteriyorlar? Sergilenen fotoğraflar Eva ile arkadaşları arasında gelişmiş, daha sonra bir şekilde dışarıya sızmış görüntüler, kapalı bir çevrenin sanatla rehabilitasyon çalışması falan değil. Fotoğraflar tarih yazmak için, tüm tarih ve coğrafyalardaki bizler için üretildi. Eva Haule yalnızca bir aracı, maharetli bir ulak. Proje ancak bizim bu fotoğrafları izlememizle tamamlanabiliyor. Serginin bazı kentlerde “sakıncalı” bulunması bu yüzden manidar.

Giyinmek, -moda endüstrisinin bizi hiç durmaksızın ikna etmeye çalıştığı gibi- insanları farklılaştırıyor mu yoksa bir adım geri çekilerek baktığımızda kolaylıkla görebileceğimiz gibi aynılaştırıyor mu? Özellikle de kurumlaştırılmış insanları. Bu mahkumların, soyunmadıkları zaman nasıl göründüklerini bilemiyoruz ama unutmamamız gereken şu: üniforma (tek-tip) kimliği silerken kurumu ve konumu bireyin rızası dışında tanımlar. Aynılaştırma, manipülasyonu fazlasıyla kolaylaştırır.

Bu kadınlar soyunarak farklılaşıyor, kimliklerini ortaya koyma şansını buluyor. Milyonlarca yıllık evrim sürecimizin bize bahşettiği evrensel beden dili kurabilme ve okuyabilme becerimiz sayesinde bu fotoğraflar uzun birer görüşmeye, birer samimi mektuba dönüşüyor.

Tek elden çıkmış, bir başlık altında toplanmış sergileri izlerken, tekil işleri birer sözcük, serinin tamamını bir tümce gibi algılamaya çalışırız. Burada ise galiba işler tersine dönüyor. Yani bütün, parçaların her birinden daha küçük. Eva Haule bir serbest sahne oluşturmuş ve kendisi sessizce kulise çekilmiş gibi.

Oyuncular samimiyetle boşluğu dolduruyorlar. Kimse bir diğerinden rol çalmıyor. Kimse star değil, hiçbiri diğerinden daha önemsiz değil.

Projenin taşıyıcısı olan fotoğraf, belleğimizin, algımızın kifayetsizliğine dair ürkütücü bilgimiz karşısında telaşla sarıldığımız bir mecra. Sergideki bedenlerle benzerlik tasiyor fotoğraf. Belleğimiz yokolur, zayıflar ya da dönüşürse, fotoğraflar aklımızı başımıza geri getirebilir. Fotoğraflar daima geçmişe dairdir. Bedenler ve ten de öyle değil mi? Yara izleri, kırışıklıklar, deformasyonlar, dövmeler, alışkanlıklar. Hiçbiri nedensiz değil ve hepsi de geçmişe dair. Belleğimizi kaybetsek de bedenimizi kolay kolay kaybedemeyiz. Bedenimiz bizim güncemiz. Bireyin güncesinin kapağını aralaması, içindekileri gözler önüne sermesi cesaret işi.

Bu fotoğrafları itici ya da sert ya da pornografik bulanları işte en azından bu yüzden saygıya davet ediyorum.

Orhan Cem Çetin
Fotoğrafçı
İstanbul Bilgi Üniversitesi
Fotoğraf ve Video Bölümü Öğretim Görevlisi

 
 
 
Sergi Bilgileri

»Eva Haule
»"Bu biziz işte..." / Eva Haule
»"Yas, umut, cesaret ve saygı" / Jan Vanhöfen
»"Ortak direniş" / Christian Klar
»"Eva'nın gözlerinin düşüncesi" / Ayşegül Devecioğlu
»Basın Duyurusu
»Sergi Detaylı Bilgi
»Sergiden...

 


 
 
 
 
Karşı Sanat Çalışmaları © 2003 - Her Hakkı Saklıdır.