ENGLISH | Site Haritası | Anasayfa
 
 
 

 

 

 

 

 

 

 

 

sergi: İnfaz / Sergi Manifestosu


AKADEMİDE İNFAZ!...

Akademiden yargısız infazla uzaklaştırılan bir akademisyen olarak, Türkiye akademisinin hal ve gidişatına sanatın özgürlük alanından, sanatçı kimliğimle bir karşı koyuş sergilemek istedim. Doğası gereği sanat kendisi bir direnmedir. Yaratma eylemi de bir direniş eylemidir. Direnme bir anlamda varolanın yaratımını-bozma, yerine yeni yaratımlar koyabilmedir. Düşünme her şeyden önce varolanın yaratımını-bozabilme kapasitesiyle tanımlanırken direnme de varolana taraf olmama/karşı çıkma mücadelesidir.

Niteliğin yok edilmesine ikna edilmiş zihniyetler karşısında akademi ortamında bireysel karşı koyuşlarımızla çoğu zaman yalnızlaştırıldık. Bu sergi karşı çıkanın yalnızlaştırılmasına bir direnmedir. Bireysellikten kamusallığa uzanan bir direnme eylemidir. Akademi içinde karşı duruş sergileyen akademisyenlerin eğilimlerini temsil etme açısından da kamusallığı olan bir sergidir.

Niceliğin çoğulculuk kitle refleksiyle hareket edenler, niteliği yok etmeye çalışarak akademisyenleri birey olmaktan uzaklaştırmış kör-sağır-dilsiz kitlesine katmıştır. Gördüğünün farkında olmayan, duyduğuna kulak tıkayan sorgulamayan, düşündüğünü ifade edemeyen akademisyenler yaratılarak Akademinin içi boşaltılmıştır.

Nitelikten yoksun niceliğin çoğunluk hegomanyası karşısında akademi, akademi olma özelliğini yitirmiş itibarsızlaştırılmıştır. Bu yapılanmaya karşı duran akademisyenler her türlü şiddet ve baskı altında sistematik yıldırma politikaları kıskacında, cezalandırılmakta infaz edilmektedir. İnfaz edilen yalnız akademisyenler değildir. Bilimsel bilginin üretildiği ve kamuyla paylaşıldığı yer olan akademi de piyasalaştırılarak, ticarethaneye dönüştürülerek öz niteliğinden uzaklaştırılarak infaz edilmektedir. Bu düşünenin ve düşüncenin infazıdır.

Foucault; “Modern toplumda tahakküm süreklidir ama sessizlik içinde işler. İktidar, görünüşte güce ve şiddete başvurmaz ve “beden”e daha az acı verir. Özetle, bedenin acı çektirilmesi değil, eğitilmesi ve disipline edilmesi istenir.” der, ancak YÖK, Foucault’nun bahsettiği modern yapıya ve zihniyete uymadığından olsa gerek hem güce hem de şiddete başvurarak tahakkümünü sürekli ve sessizce yürütmektedir.

12 Eylül cuntasının yarattığı YÖK imparatorluğunda Akademisyenlere uygulanan her türlü yıldırma/sindirme stratejisiyle Akademide “asayişin berkemal” olması sağlanmıştır. Korku kültürünün yarattığı atmosfer, tahakkümü sürekli ve sessiz kılmaktadır. YÖK’ün fetvalarına karşı çıkanlar sorgusuz sualsiz derhal infaz edilmekte diğer karşı çıkanların gözü korkutulmakta, caydırılmakta başka karşı çıkışların da önü peşinen kesilmektedir.

Burroughs disiplin toplumunda disipline edilemeyenlerin ötekileştirildiğini söyler. Akademi ortamında nedir disipline edilememek? Mevcut sisteme YÖK’e/REKTÖR’e uyum sağlamayanlar, karşı çıkanlar, eleştirel yaklaşanlar, sorgulayanlar, tartışanlar disipline edilemeyenlerdir. Disipline edilenler hiçbir şeyi sorgulamadan dersine giren çıkan memurlaştırılmış zihniyetler, sistemle sorunu olmayan, entegre olmuş uslu çocuklardır. Ancak birey olanlar disipline edilemez. Disipline edilemeyen birey ise, sistemin varoluşsal durumuna karşı tehdit ve tehlike oluşturmaktadır. Sistemin varoluşsal durumuma yönelik bu karşı koyuş derhal engellenmelidir. Bu engelleme disipline olmayan bireyi ötekileştirerek başlar ve ötekileştirmede bunun adı “uyumsuz, bölücü, terörist, dinci, psikopat v.s.dir. Ötekileştirilenler her türlü baskı ve yıldırma politikasıyla köşeye sıkıştırılır ve yalnızlaştırılır. Sistematik ve stratejik hale getirilen yalnızlaştırma, sindirme, ürkütme, korkutma, cezalandırma eylemleri ile birey etkisiz hale getirilinceye kadar devam eder. Aslında Akademi özüne ihanet etmektedir. Çünkü akademik ve bilimsel özerklik akademisyenlerin özne/birey olma özgürlüğünün sağlanmasıyla mümkündür. Birey olmak isteyen akademisyen ise YÖK sisteminin varoluşsal yapısı için her zaman tehdit ve tehlike oluşturmaktadır.

Bu sergi; akademinin ve akademisyenin infazına bir karşı koyuştur.

  • YÖK’ün bilimsel ve eğitsel özgürlükleri yok eden tahakkümüne,
  • Bu tahakkümün uygulayıcısı yöneticilere ve bu tahakküme boyun eğen akademisyen tipine,
  • Nitelikten yoksun niceliğin çoğunluk sultası altında akademinin özü olan “niteliği” yok etmeye çalışmasına
  • Akademinin bağımsızlığını kaybetmesine ve gericileşme sürecine
  • Üniversitenin kamusal hizmet yükümlülüklerinden uzaklaştırılmasına
  • Üniversitenin piyasalaştırılmasına
  • Üniversite yönetimlerinin yapmış olduğu her türlü insan ve özlük hakkı ihlallerine,
  • E leştirel akla ve özgür bilime tahammülleri olmayan dayatılmış sistemlere ve politikalara,
  • Kendini yeniden üreterek yeni varoluşlar ortaya koymak isteyen akademisyenin kendini ifade etme hakkını gasp eden zihniyete,
  • Üniversiteye hakim olan korku kültürüne

BİR KARŞI KOYUŞ!

Bedeli ne kadar ağır olursa olsun bu karşı koyuşlar devam edecek. Akademinin ve akademisyenin infazına karşı koyuş, akademide yeniden varolmak isteyenler için kaçınılmaz bir sonuçtur.

 

Lütfiye Bozdağ Kalaycı

 
 
 
Sergi Bilgileri


»Lütfiye Bozdağ Kalaycı
»Sergi Detaylı Bilgi
»Basın Duyurusu
»Sergiden...

 



 


 
 
 
 
Karşı Sanat Çalışmaları © 2003 - Her Hakkı Saklıdır.