Sanatın varoluşunun temel ve meşru kanıtı onun ileriye dönük daimi ve kesin hareketidir.
Sanat geleceğe nüfuz etmeye çalışır geçmişe dönmez.
Bu da sanat yapıtını “mucizevi” yani kavranması mümkün olmayan kılar ve izleyiciyi bu kavranamayan unsurun gizemini çözmeye veya sanatı kavramaya zorlar.
İnsan “mucizeler” olmadan yaşayamaz. Doğası gereği buluş, keşif ya da deney yaparak canlılığını korur. Mucizevi yani kavranamaz olanı ister düşünce yolu ile, ister bir çeşit yapı üzerinde çalışarak ya da kendi özel yaşamını düzenleyerek olsun keşfetme ya da anlama süreci insanın tinsel faaliyeti için bir itki sağlar.
Sanat ne kadar az kavranırsa o kadar büyük olur, edebi anlamda ne kadar az faydacı ise figüratif anlamda yaratıcılık dürtüsü o kadar o kadar yüksek olur.
Maddecilik temelde idealist dünya görüşünün altını oymaktadır ama dünya hala vardır ve insan hala yaşamaya devam etmektedir. İşte bu bir mucizedir yani “kavranamaz”. Çünkü varoluşun niçin devam ettiği sorunu henüz çözülememiştir. Bugün maddi hayatımızı nasıl analiz edip açıklayabiliyorsak belki ileride tinsel yaşantımızı da öyle analiz edip açıklayabileceğiz. Ama tinsel yaşamımızın sadece biz bilemediğimiz için ya da kavrayamıyoruz diye varolduğunu da kimse inkar edemez.
“Kahrolsun estetik ve zevk” diye haykırıyoruz. Gerçekte her ikisi de gözden düştü bile. Kuşkusuz bu herşey demek değildir ve tek başına bir form oluşturamaz, sanatta henüz keşfedilmemiş olanın içeriği de değildir.
Halihazırda resmi yaklaşım materyalist dönemler övgüden ibarettir. Hiçbirimiz yaratıcı çalışma ile bağlantısı kurulduğu zaman bile matematik yasalarının peşinde gitmedik. Resim sanatında ya da tüm sanatların hepsinde birden bir sanatçının önce kendisine birtakım görevler belirlediğine sonra resim yaptığını tahayyül bile edemem. Yaratıcılığa yol açan birincil anı ya da daha kesin söylersek yaratıcılık dürtüsünü henüz keşfedemedik. Aksi takdirde “duygusal ve spontan yaratıcılık” deyimini kullanmamızın bir gereği olmaz.
Eğer sözünü ettiğimiz bu deyim geçtiğimiz dönemlerde belli sanat eserlerine uygulanamaz görünüyorsa o zaman bunun sebebini resim tekniğinin önemli ölçüde gelişmiş olmasına ve yaratıcılıktan geri kalmamaya çalışmasına bağlayabiliriz.
Sanatta kesintisiz emek gereklidir ancak sanat yapıtının üretilmesi için kesintisiz emek tek başına yeterli değildir. Çünkü teknik inceliklerle daha net ve daha kesin hale getirilen “kavranamaz” olanı ihtiva etmez.
Kesin bilgi de,imgelem gücü ve kusursuz teknik ustalığı ve yaratıcı kabiliyeti ile yarattığına, buluşuna kavranamazı taşıyan bir mucit yaratmaya yeterli değildir.
Olayın gerçekleşmesinden sonradır ki bilim adamı kendi buluşunun kanunlarını keşfedecek yani onu açıklayabilecektir.
Tıpkı yeni bir buluş yapıldığında olduğu gibi sanat yapıtında da hakikaten ve gerçekten orada ne var ise odur ve kesin bilginin buna ilave edebileceği hiçbirşey bulunmamaktadır. Eğer şimdiye kadar açıklığa kavuşturulduysa yani incelendiyse “mucizevi” yani “kavranamaz” olandır ve olandı.
Sanat yapıtında mucizevi olan yani kavranamaz olan, hem yaratı anında hem de teknik uygulama anında ortaya çıkmalıdır: Formel uygulama (formal execution) kavramın ilk yaratıcı anındaki kadar kavranamaz olmak zorundadır.
Günümüz ressamı resim tekniğini kavrama ve bu tekniğe hakim olma arzusunu hiçbir engel olmaksızın gerçekleştirebileceğini bilmektedir.
Resmin en derinindeki özü kavrar ve ona nüfuz eder, zenaatını öğrenmeye başlar. Doğrudur; gelecekle kıyaslandığında bunlar ilk çabalardır. Ancak yapıtında göstereceği ciddiyet, samimiyet ve ilgi sayesinde umut ettiklerine çok kısa bir zamanda ve büyük ölçüde erişebilecektir.
Varvara Stepanova
1920 |