english
Oyun-cak
24 Mart Perşembe 2011 - 07 Nisan Perşembe 2011

Theo bir gün atölyeme geldi. Portresini yapacaktım. Sandalyeye oturur oturmaz herkesin sorduğu tipik soruyu surdu:

- Ne yapayım?

- Ne istersen yap, dedim, yeter ki konuşma...

O ise dört saat boyunca konuşmak dışında başka bir şey yapmadı! Bir çocuk gibi... Kâh gülerek kâh hüzünlenerek...

Hani “içindeki çocuğu keşfet” denir ya... Çocuk Theo’nun sadece içinde değil, içinde dışında, altında üstünde her yanındadır.

Vakf’ı sel bastı. En büyük hasar Theo’nun evindeydi. Evi tavana kadar suyun altında kalmıştı. Ne var ne yok, sel her şeyi silip süpürmüştü. Evinin bu halini görünce, gülerek,

- Kim koydu bu bombayı? demiş.

Evi gerçekten de bombalanmış gibiydi. Hiçbir üzüntü emaresi göstermeden evini sabır ve inatla yeniledi.

Bu da Theo’nun içindeki büyük insan!

 Vakf’a geldiğinde daha gençti. Büyük projelere el attı. Kütüphanemizi, gazete ve dergi arşivimizi ve Aziz Nesin Arşiv Odası’nı tamamen kendisine borçluyuz. Gün geldi, “artık yaşlandım, büyük işler yapamıyorum” dedi. O günden sonra dur durak bilmeden oyuncak yapmaya başladı. Büyük bir sabır ve inatla. Ve aşkla elbette, başka türlü olamaz. Had safhada sade oyuncaklar. Renkleri bile temel renklerden... Kırılmayan, bozulmayan, dökülmeyen oyuncaklar. Theo kadar zamana dayanıklı oyuncaklar.

 Babama sormuş:

- Genç kalmak için ne yapmak lazım Aziz bey?

- Çalış, demiş babam, çalışırsan yaşlanmazsın.

Galiba babamın nasihatını dinliyordu diyeceğim ama bir nasihat da 15 yıl boyunca dinlenmez ki! Theo’nun özünde var çalışkanlık.

Hemen her çirkinliğin kaynağında bir yalan, bir yapmacıklık, bir sahtekârlık vardır. Kendiyle barışık olmayan insanların başka biri olmaya çalışmalarından doğar çirkinlikler genellikle.

Theo bir gün bana, birinden söz ederken,

-  İnsanın yaşını kabullenmemesi kadar kötü bir şey olamaz, komik olur, kendini rezil eder, demişti.

Theo sadece yaşını başını değil, kendini de olduğu gibi kabul etmiş biridir. Başkalarını örnek almıştır, başkalarına hayran olmuştur mutlaka ama hiçbir zaman başka biri olmaya çalışmamıştır. Theo’nun oyuncaklarındaki güzellik işte bu içtenlikten kaynaklanır. Büyük küçük herkesi cezbeden bir içtenlik, sadelik ve hatta masumiyet görmüyor musunuz bu oyuncaklarda? İşte Theo aynen yaptığı oyuncaklar gibidir.

O kimseye benzemez ama biz birazcık ona benzeyebilsek dünyamız az buz değil, çok daha yaşanır olur.

Ali Nesin

 



Theo HASSELO

Theo Hasselo 1928 yılında Hollanda’da doğdu. Sosyal Hizmet uzmanı olarak cezaevinde görev yaparken  Türk hükümlülerle tanıştı ve onlarla çalışmalar yürüttü. Türk mahkumlara daha fazla yardım edebilmek için onların dilini ve kültürünü bilmek gerektiğini düşünerek 1961 yılında Türkçe dil kursuna  başladı.  Türkiye’ye ilk ziyaretini de 1978 yılında gerçekleştirdi.

1991 yılında Aziz Nesin’le ilk defa Hollanda’da tanışırlar.

Aziz Nesin, “emekliliğinden sonra Nesin Vakfı’na gel çocuklara Meccano öğret” der. Theo 1993 yılında emekli olduktan sonra Nesin Vakfı’na yerleşir. O tarihten bugüne  Nesin Vakfın da mekano ve ahşap oyuncak yapmaktadır. Kendisinin yaptığı bu oyuncaklar, yada çocuklarla oyuncak yapımı çalışmaları çocuklara başka bir dünyanın kapılarını açıp mutluluk yaşatmanın yanı sıra fabrikasyon ürünü olmayan, seri üretim anlayışıyla üretilmeyenin unuttuğumuz güzelliklerini büyüklere göstermesi açısından paha biçilmez değerde oyuncaklar yapar.

HER PAZAR YOLLARDA… Fransa Zidane’ın attığı penaltı golü ile 1-0 öne geçiyor. İtalya eşitliği sağlıyor çok geçmeden…Uzatmalarda Zidane kafa atıyor ama topa değil!...Hakem bir matador gibi yetişip, kırmızı kartını gösteriyor…2006 Dünya Kupası’nın final maçı penaltılara kalıyor… Bu tarihi maçın seyredildiği yaz günü Kadıköy Çarşısı'nda oturmuş Noel Baba ile yemek yiyordum!... Ne yani, Noel Baba yalnızca kış mevsiminde mi geliyor sandınız!?. Tepemizde dolaşan Kadıköy martıları tanıdılar Noel Baba’yı ve ona güzel bir çocuk şarkısı söylediler. Yıllar öncesinin bir şarkısıydı: “Düşünün Antalya’da mutlu bir Hollandalı!” Antalya’yı bilmem ama İstanbul’da mutlu, hem de çok mutlu bir Hollandalı yaşıyor. Adı, Theo Hasselo. 80 yaşında ki Theo, ilk kez 1991’de, yılbaşı tatilini fırsat bilerek gelmiş İstanbul’a: “ İlk ziyaretinde çocukların karşısına Noel Baba kılığında çıktım. Uzun, beyaz sakallarım var. Çocuklarla yakınlık kurdum ve ülkeme döndüğümde bana mektup yazmaya, resim göndermeye başladılar.” Theo’nun sözünü ettiği Aziz Nesin Vakfı’ndaki çocuklardır… Edebiyatımızın mizah ustasıyla Hollanda’da karşılaşır Theo. Hollanda’da da Türklerle iç içedir zaten. Soyadının Türkçe’de “Hassölo” olarak söylenmesinden dolayı Türklerin “Hasan Amca’sıdır. Emekli olunca Türkiye’ye yerleşmeyi daha o yıllarda kafasına koyar. Theo’nun Hollanda’da tanıdığı, sorunları ile ilgilendiği Türkler, ceza evlerindeki mahkûmlardır! Hollanda ceza evlerindeki Türk mahkûmlara sosyal danışmanlık yapan Theo Hasselo, sorunlarını anlayabilmek için kültürlerini tanımaya karar verir. Türkiye üzerine ne kadar kitap varsa birbiri üstüne devirir. Bizi, bizden daha iyi tanır… Öyle ki, o akşam yemek için Kadıköy’e giderken Altıyol’dan geçiyorduk… Ünlü Boğa Heykeli’ni boyalı parmağı ile göstererek şunları söyledi: “ Sunay Bey bu, İstanbul’da Bir Zürafa adlı kitabınızda sözünü ettiğiniz, Alman kralı II Wilhelm’in, II. Abdülhamit’i ziyarete gelirken armağan olarak yanında getirdiği Boğa Heykeli değil mi?” Parmaklarındaki boyalar çıkmamıştı Theo’nun. Her Pazar olduğu gibi o gün de, İstanbul Oyuncak Müzesi’nin bahçesinde çocuklara oyuncak yapmayı ve boyamayı öğretmişti. Theo, Aziz Nesin Vakfı’nda kurduğu marangozhanede oyuncak yapmayı sürdürüyor; haftada bir gün de, sabahın yedisinde kalkıp üç saatlik yolculuğun ardından Oyuncak Müzesi’ne geliyordu. Neden mi? Çocuklarınız için! Ben, Oyuncak Müzesi’nin bir toplum için ne kadar gerekli olduğunu, çocuklara ve çocukluğumuza değer vermemiz gerekliliğini anlatarak destek alabilmek amacıyla onca kapı çalıp dil dökerken, Theo her Pazar sabah erkenden yollara düşüyor, İstanbul Oyuncak Müzesi’ne doğru…80 yaşında ve bir Hollandalı! Theo’nun ülkesi İkinci Dünya Savaşı sırasında Naziler tarafından işgal edildiğinde 17 yaşındaydı…Hiç düşünmeden direnişçilere katılır Theo…Theo Hasselo çocuklara oyuncak yaparak sürdürür direnişi… Düş dünyasının yarınların daha güzel olacağı inancının da işgal edilmesini tahta oyuncaklarla engeller. Çocukların barış dolu, sevgi dolu dünyasını Theo’nun oyuncak ordusunu korur. Theo Hasselo!... “Türk” olduklarını üstüne basa basa söyleyenlerin dizelerindeki“ kahramanlara özenen çocuklarımız okullarda can alırken, bir Hollandalı, çocukların düşlerini canlandırmak için her pazar günü omzunda alet çantası ile yola koyuluyor, 80 yılın yorgun adımlarıyla… Tüm dünya 2006 Dünya Kupası’nın final maçını seyrederken, ben, iki kere final oynayan ve kaybeden Hollanda’yı anlattım Theo’ya ve eşi Anty’e… 1978’de Arjantin’de, Arjantin’e 3-1 yenilen Hollandalı futbolcuların, final maçı sonrasındaki törene şeref tribünündeki diktatörleri selamlamamak için katılmadıklarını söylediğimde yüzü güldü Noel Baba’nın. Dedi ki “İnsanlıklarını değil, maçı kaybetmişlerdi!”
Henüz bir çalışma eklenmemiştir.