english
MUSTAFA KARASU / DEUX
25 Kasım Salı 2014 - 10 Aralık Çarsamba 2014

Komşuma kapıdan değil, pencereden girerim

                                                           anlamazlar,

                                                           koştuğum,

                                                           etrafımda dönüşüm, kendi’me daha yakınlaştığım an’dır,                                                                                            

Gözün gördüğü, sınır çizgisinin berisi, gerisi, diğer bir deyişle çevresidir. Göz çizginin çevresinde dolanır. Gördüğünü düşündüğü, bu hareketinin içeriğidir. Göz farkında olmadan olaylar yaratır, yanyanalıkları inşa eder. Çizginin tam üzerine gelemeden, hareketinin yönünü değiştirir. Çizgide bir durma hissiyle, çizgiyle ilişkide bitme, son, ölüm, kapanma hissi, gözün hareketini yanlış yönlendirir. Varlık-insan, gözün bu hareket yaşantısında eksik kalanı, çizgide olanı araştırarak, bunu düşünsel, imgesel araçlarla ifade etmeye çalışarak, dışarıda olduğunu düşündüğü iki’likleri, kendi’nde var olduğunu anlar. İlginç olan, aklın da bu çizgide, kendi eşinde, karşıtında yaşıyor olmasıdır. Sanatçı, yaratıcı zihin, bunun farkında olarak, çizgide olanı kendi’ne anlatmaya çalışır. Akıl-çizgi ikilisinde, çizginin sınırdan başka bir şey olduğunun farkı, iki’li durumları görsel bir şölene çevirebilir. Çizgiyi bilebilmek, iki’likleri, karşıtlık düzleminden varoluşsal düzleme taşır. Burada başlar sanatçının, yaratıcı imgelemin yaşantısı: Kareyi iki eşit üçgene bölen çizgi, karenin potensiyelini artırır, Varlık-insanın ortasından geçer çizgi, iki ucu sonlu çizginin anlamı yaşamdaki olaylara bırakılır. Kare, kare olmaya yakınlaşır. Sanatçı bu noktada devreye girer. Sanatçının durduğu yer bu noktalardan biridir: Çizginin iki ucundan biri. Yaratma, noktada genişleme eylemidir. Yüzeyde yaşanan genişleme, ressamın tuval yüzeyinden başlayarak, iki’nin alanına geçer. Ressam Mustafa Karasu’nun, Deux sergisinde tuval yüzeyinde başlayan yaşamlar, tuvalin dışına taşmadan tuvali kendi içinde çoğalırlar. Zihnin-elle birleştiği noktada duran çalışmalar, çizginin üzerindedir. Tuvaller yaşamın ne içinde ne de dışındadır. Yaşamın kendisidir. Akıl, sözcükleri, şeylerle ilişkilendirerek, bilgiyi oluştururken, burada akıl, bulunduğu noktada yayılarak, kendi iki’siyle yaşar. Tuvallerdeki paradoks, karanlığın içinden dışarı çıkmaya hazırlanan figürlerin, aslında kendi’lerinde olmasıdır. Teknik anlatımdaki renk-ışık kullanımının, var-olanın kendi’sini gösterdiği tuvaller, ilk algıdaki kurgu niteliğini aşarak figürlerin içsel yaşantılarının anlatıldığı anlara dönüşür. Nelerdir bu anlar? Köprü: Tuvalde yüzen kafalar, suyun uzamsız olabileceğini, tuvalin sınırlı biçimi içinde anlatırken, kafalardaki tek bir çizginin etrafında seyrederler. Aslında, köprü sözcüğünün beraberinde getirdiği yaşam, tuvalin yüzeyini kaplayan yüzen kafaların, köprüyü izlemekte olduğu, her kafanın köprüsünün farklılığı, ressamın kullandığı ortak renk paydasında tuvalin tüm yüzeyine yayılır. Köprü, bir çizgidir; bağlantı hattı, yüzeyde yüzen kafalar ortak bir bağlam içindedir. Köprü ulaşılacak noktayı, gidilecek yönü belirleyebilir. Sanatçı köprüye dair ilk anlamları, figürlerin ortak yüzüşüyle karşılayarak, anlamsal içeriği biçimsel içerikle aşarken, çizgi imgesini hareketin merkezine almıştır; yüzen, kafalar değil, çizgidir. Sanatçının çizginin, bir birliktelik, karşıtların birlikteliği noktasında gösterdiği hassasiyet, çalışmalarda bir sorgulama noktasında eleştirinin ötesine geçerek, var-olanın kendi içinden konuştuğu, nefes alışın fiziksel işleyişinin, sanatsal anlatımıdır. Burada ressam, rengin var olabilecek gücünü çizgiye alarak, rengi bir kendi’nde var-olan olarak kabul eder. Çizgi alınacak yolu gösterirken, kendi’ne dönüş, Harmoni adlı tuvalde, köpeklerin birbirlerine dalışındaki benzerlik, şiddet, yok ediş duygusunda yaşanır. Dönüş, karanlığın içinden fırlayan güçlü köpek bedenlerinin etkisiyle, tuvalden, izleyiciye, tuvale şeklindedir. Var-olanın kendi’ne olan zorunlu dönüşü, yetişkinin çocukluğuyla yaşadığı ilişkide yaşanır. Köpek bedenlerindeki güçlü varoluşsal dil, rengin kontrast kullanımıyla harmoniyi, yok edişin, savaşın içinde anlatırken, yaşamın içinde karşıt durumların yaşamı nasıl var ettiğini akla getirir. İçeride yaşanan bu varoluş, çatışmanın bir savaş, parçalanma, sarsıntı durumunun yerine, karşıtlık, zıtların birlikteliği anlamında varoluşa yakın durur. Çocukluk tuvali, kendi çocukluğunu ellerinde tutan yetişkin, kendi iki’siyle izleyiciye bakar. Burada ilginç olan kendi çocukluğuna değil, tuttuğu çocukluğuyla izleyiciye bakmasıdır. Bir kabul, kaçınılmazlık içinde herkesi bu duruma dahil eder. Diğer tuvallerde de benzer katılım, ressamın figürleri aracılığıyla yaşanılır. Bu katılma anında, ressam ustalıkla, katılımı izleyicide tutmadan tuvale geri çevirir: Dönüşün yaşantısı. Diğer taraftan, ressam, kendi kurgusunu, yaşamın içinden gelene taşıyarak, kendi tekilliğini de aşar. Tuvallerdeki güçlü, imgesel, renksel çözümlemenin tekilliğin ötesine geçerek, izleyiciye yakınlaşması, tuvalleri her koşulda sanatçının kendi kontrolünün dışına taşır: Yaşam denilen şey budur. Sergi başlığının, tuvallerdeki içeriğin, ressamın renk kullanımı, biçimsel içeriğin seçiminde yol göstericiliği, rengin hem tuvale hem de duralite nasıl uyguladığını düşündürür. Rengin karanlık-aydınlık noktasından ayrılarak, doygunluk noktasında yarattığı kontrast, grinin kullanımındaki cesaret, rengi kendi karşıtlık ilişkisine oturtur. Adalet: Ete, kana bürünmüş bedenin, ölümsüz noktası kemikler, kuru kafanın, kendi yargıcı olarak yaşama yeniden katılması, adaletin yerinde bir kavram olduğu, asıl durumu anlatır. Adalet sözcüğünün, diğer’ini yargıda etkin kullanımı, sözcüğün var-oluşsal içeriğini unutturmuştur: Kendi yargıcı olma, kendi çocukluğuyla yaşama çizginin mekânıdır. Adalet tuvali, yargıç kostümüyle profilden poz veren kurukafanın, dik duran yakalardaki güçlü imgesi, kurukafanın yeşil, sarı tonlarındaki renkli anlatımı yanında yaşamın kıyılarında dolanır. Yargı eylemi, dönüşü içinde taşır. Burada dönüş, hesaplaşma, ceza, kopuş anlamlarında değil, olan durumun anlatılmasında birer araçtır. Araç-amaç ikilisi, ressamın anlatım dilinde, ulaşılacak noktanın var olduğu kabulüyle amacın, çizgiyle olan birlikteliğini tuvalin yüzeyine taşır. Orijin, iki parça duralit üzerine yapılmış resim, çizgiyi maddi gerçekliği içinde zihnin devamında, yüzeyi kateden, figürü, ayakta tutan bir güçle verir. Figür kendi zihinsel yaşantısındaki ulaşacağı noktayı, çizginin devamında, süreklilik içinde, çizginin bir tarafında figür, diğer tarafında sonsuzda yol alan maddi çizgiyle yaşar. Zaman-mekân, çizginin doğrusal anlatımında, figürün kendi’sine yakınlaştığı, zihin yaşantısında anlatılır. Boşluk, figürün yaşantının bir ucunda duran pozisyonuyla tekinsiz durumu aşarak, dönüş sözcüğünü, çizginin uçlarını bağlayan düzleme oturtur: Dairesel anlatımın, kendi’ne bakışın ritmi, çalışmada figürün maddiliğinde toplanır. Sergi genelinde, tek figür anlatımı, sergi başlığı Deux’un nerede arandığının ipuçlarını verebilir. Nerede, ne zaman, var olan Deux. Ressam, deux’un yaşantısını anlatır. Sanrı, travma, korku içinde olmayan deux, figürlerde bütünselliğin içinde, kendin’i var eder. Anlatım içeriğinde, figürlerin yaşamdan, doğadan bir parça olması gerçekliği, deux’un, figürün kendi ifadesinde çeşitlenen renksel, biçimsel anlatımıyla verilir: Köpek grubunu kendi etrafında dönüşü, çocukluğuyla yaşayan figür, kendi yürüyüşünü yapan figür, köstümüyle poz veren adalet. Doğanın parçası değil, kendi ikisinin parçası olan figürler.  Deux’un kaçınılmazlık mı, tercih mi olduğu sorulabilir. İki’ye ulaşmak için araçlar yaşamda verilmiş midir, iki yoksa yanı başında mıdır figürün. Sorular izleyiciden önce tuvallerin içeriğinde sorulur. İlginç nokta tuval yüzeyindeki yaşantılar, hem tanıdık hem de sadece tuvallere aittir. Ressam bu noktada zihinsel taktikte, resimlerin içinde bir yaşam anlatımını var eder. Kendisinin sorduğu soruları, kurduğu içerikte, yaşama yakınlaştırmadan tuvallerinde tutmayı becerir sanatçı. Tuvalin bir tarafından koşmaya başlayan figürlerin, hareketleriyle tuvalden çıkma isteği, beyaz fonun yavaş yavaş yüzeye girdiği tuvalde, tekrar yüzeyde tutulur: Tuvalin bir ucundan diğer ucuna çizginin üzerinde başlayan koşu. Bu çalışma, geniş yüzeyde figürlerin toplandığı bir taraf, varılacak diğer taraf arasında rengi yüzeye yayarak, çizginin mekânın oluşturur. Geniş figür yüzeyi, rengin geniş sürülmesiyle, yayılarak, koşma hareketinin kendi’sini verir. Ressamın tuvalleri, resimsel dilin araçlarını verirken,  kavramların daha gündelik ifadeyle sözcüklerin yaşam alanına da yakınlaşır: Çocukluk, İki, Adalet, dönüş, harmoni, karşıtlık.

Henüz haber eklenmemiştir.
Henüz bir çalışma eklenmemiştir.